Aylık Arşivler Haziran 2008

kokulu çiçeklere alerjisi olan bir sevgili kendisi ile birlikte bir çiçek türünü getiriyor; karahindiba. bu zamana kadar üfürük çiçeği diye bildiğim bu çiçek, klasik çiçeklere alternatif olarak nefesi burundan içe çekerek değil, ağızdan dışa vererek yolunda giden bir kullanım sağlıyor. hayır sıkıyorsa çek içine. her gördüğümde dağılmasın aman dikkatiyle yerden koparır sevdiceğe veririm. çünkü verebileceğim tek çiçek o dur. ve bir kadere ortak olduğumuza inanıyorum karahindibayla. bizim için tanrıça olanın etrafını sarmak, saçına,başına dolanmak, burnuna ve kulağına kaçmadan başarılı bir iniş yapmak. mantık aynı mantık; bir tohum vardır, büyür, çoğlalır, yüzlerce tohuma dönüşür ve beklemeye başlar. beklerki ne bekler.. ta ki gelene kadar. gelir.. gelir ve hikayeyi başlatır. hikaye her yanını sarar.

bundan 3 doz alan insan kütük gibi bir adamda olsa defteri imzalatıp müdüre teslim ediyormuş. yani birde kaldırıp kendi kafasından tüfekle vurmasına imkan ve ihtimal yokmuş. evet kurt cobain’den bahsediyorum. kendisi bir dönemki genç kızlarımızı (hala vardır) yakışıklılığıyla-tarzıyla dip düşümüne uğratmış, looser güruhunun en önünde başı eğik önderi olmuştur.tam beklediği kaderle yüz yüze geldiğinde ölümde arada sırıtmış.. kısa zamanda bu kadar hayran toplamasına bakacak olursak yaşıyor olsaydı süleyman demirel kafa sallıyor olabilirdi. baskılı tshirt çıktığında müslüm gürses ve kendisinin resimleri her bir yana yayılmıştı hatırlarsanız. şimdi onlar cam bezi o ayrı. o kadın yaktı adamın başını ya.. vay kurt’um vay

hacım o kadar kolay değil bu iş benim için. çok merak saldım ilk gördüğümden beri, makinadandır o makinadan diyordum fakat işi araştırınca öyle olmadığını anladım. farklı ışık derecelerinde alınmış 3 resimi photoshopta bir araya getirince buna benzer görüntüler çıkıyormuş. tekniğin en kolay yolunu şöyle özetleyebilirmişiz: HDR (high dynamic range) foto çekmek için tripod(ayak) şart gibi yoksa odun gibi sabit duracak adam koluda olur. bundan sonrası hemen hepimizin elinde olan dijital makinamızla çekip çeviriyoruz. fotoğraflar farklı 3 ışık kademesinde çekilecek: +2 EV, 0, -2 EV. hiç kıpırdatmadan bu üç kademede çekiyoruz. sonra photoshop file-automate-merge to hdr kutusunda tüm fotoları 1′er kez alıp ok liyoruz. ve foto hazır. isterseniz color balance ile oynayabilirsiniz.

kimine göre derin gelir boy havuzları, kimine göre sıcak taraf. eğer 4 metre muhabbeti dönmemişse arkadaşlarınız ve sizin aranızda hayatınızda, bu yaz deneyin derim.

muhabbet şudur:

-biz gidiyoruz 4e.
-ya olm hep yapıyonuz bunu bana gelin şurda takılın işte, deve güreşi falan.. allah allah ya!
-lan bura çoluk çocuk. işenmekten sıcacık olmuş baksana!?
-yok lan burası sığ ya ondan sıcak oluyor, aha gitmeyin nolur ya..

götünü döner ve gider 4e baştan yazılmış tayfa. zaten onlar ilk yüzmeyi 4e itilerek öğrenmişlerdir. birde şu havuzdan çıkıp kenardaki kokteyle abanan çakma rus tatilköyü hanımlarına bir delikanlı reklamcı abimizde çıkar çıkmaz çekse el hareketini. herşey bedava olmasa buraya koyardın evde hazırlanmış tang’i dese. abla yamulsa kalsa, kramp ayaklarına.

kuş mu yok içinde? olmasın; varsayarım ben olmadığın geceler senide var saydığım gibi. çocukluğumdan kaldı bu alışkanlık. çok huysuzlanırsam uyumadan bir masala salarlardı beni. kendim koşar, hoplar, zıplar, yeri gelince kılıcımla birkaç canavarı öldürür uyur kalırdım bana anlatılanları dinlemeden. maksat bana o zamanı, o havayı vermek zaten. tıpkı gelmen gibi. beklediğim zaman huysuzluk anlarım, gelmen ise bir masal. ilk gece devrildiğinde bile çok uzun gelen bu vakit, masalımın geldiğini hatırlatan bu üzgün beden.. neyse masala başla sen. bir martının üzerinde küçük tavşanları izliyoruz süper.

arkasında tekerlekli bavulu sürüye sürüye otobüsüne doğru ilerledi. eğer bavulun içindeki toz çile olsaydı ve bavul delik olsaydı, çıktığı yerden çileyi çekerek bulabilirdik onu. fakat nerede olduğunu bir otobüse bilet kesen bayan birde valizi bagaja yerleştirmede yardım ve yatakçılık eden taksici biliyordu.

 

yemek yapmamıştı son 3 gündür; o yüzden bir hayli açtıda. simitle poğaçayla gerçekten olmuyordu. kantine oturdu, tost ve çay söyledi. gelir gelmez sokaktan gelmiş aç bir çocuğun yemeğe yapıştığı gibi büyük lokmalarla yedi tostunu. çayını bitirdiğinde dakikalarının kaldığını hatırladı yolculuğuna ve kalktı. otobüsün önünde herkesin yaptığı gibi sigarasını yaktı, içli içli çekti. bavulu verirken sorun olur ya sigara, nereye koyacağımızı bilemeyiz; ona da oldu. binerken sigara kokuyor muyum acaba? diye düşündü. yerini buldu ve oturdu.

 

son çaresini bir çırpıda harcamak onu hiç düşündürmüyordu..


gece geç saatte indi varacağı şehire. hiç yabancılık çekmedi, aynı eskisi gibiydi şehir. rutin, 12′den sonra ölen anadolu kasabası.. yatağının kendini çektiğini bilerek yürümeye devam etti. bavul arkasından çileleri saça saça sürükleniyordu. bavulun ona göre tek avantajı tekerlekleriydi..

yatak çekiyordu. üstünü çıkarıp uyumak.. fakat çıplak uyuyacağından haberi yoktu. bavul gerçekten boştu..

çimenlere uzanır gibi uzanıversem şu havaya. düşüşümü düşün müyorum, nede olsa çimenden kalktığımdada hayat çimento yığını gibi vuruyor yüzüme yüzüme. gözlerime rüzgar giriyor, yaşartıyor. sigarayıda doğru düzgün içemiyorum burada; yarısını sömürdün yine rüzgar efendi. mektup yazmayada fırsatım olmadı, belki merak eden olur. nede olsa tatili deniz kenarında değil, dibinde yapmaya karar verdim bu yaz. hiçte yaz mevsimi gibi değil bir soğuktur aldı gidiyor bedenimde. tüylerim diken diken oluyor soğuğundan.. çimenler mi yaş acaba? rüzgar böyle devam ederse bol penyem balon gibi açılabilir. hep özendiğim şeylerdendir, motorda penyeyi şişire şişire gezmek. dikkat ediyorumda arabalardan bana bakıyorlar. onlara göre iki yakayı birbirine bağlayan bir yapı, bana göre ise iki yakası birbirine bu köprü ile bile bağlanamayacak bir adamın son mektubu.. beton çok sert gelecek galiba..

 

hollanda’da bir mektup arkadaşım vardı, bak o geldi aklıma. iki mektuptan sonra kesmişti göndermeyi. şimdi nerededir kimbilir?

ben bir mektuba pul bile olamadıktan sonra..

 

arada mesafe var, görüyorsun.. bak sen? benim götümün yerden yüksekliği onunkinin x katından y fazla havaları. bunu şöyle bir olayla örnekleyebiliriz. recep iki kilo muz alır ve yemek için bir taşa oturur. oradan geçen arkadaşı pismail’de recep’i görüp güp güp götürüyon recep muzları haaa! diye laf atar. kafasını diğer yana çeviren recep, bir elinde muz diğer elinde poşet get la dürzü der. burada recep’in yanına biri ışınlanır. recep elindeki yarısı bir lokmada ıssırılmış muzla beraber dönüp bak hacı, arada mesafe var görüyon demi? der. ışınlanan kahraman lowman ışınlandığı yerden bir muz kadar öteye tekrar ışınlanır ve derki: 2 kilo muz mesafe olmuş, receplerin içi buz dolmuş. pismail’le lowman kahveye doğru ilerlerler. pismail: hayır abi, adam şu mevsimde muz yiyor ona şeyettiydim ben. mis gibi karpuz varken..

Ben B. Kağan K. Faideli bilgilerin yanısıra, keyfimin doğrultusunda da yazıyorum. Site +16 içeriklidir ve kimse gelipte vay benim çocuğum anassskim dedi, vay ben gülmekten altıma sıçtım diyemez.