Aylık Arşivler Eylül 2008

gece geç vakitlerde balkondan sağı solu izlemeyi taa küçükken huy edinmiştim kendime. sıcak yaz gecelerinde herkesin ailesi verandalarında, balkonlarında yada bahçesindeki çimenlerin üzerinde okey veya konken oynarken bizimkiler fosur fosur uyurlardı. çok özenirdim onların sürekli fanta içen çocuklarına. oysa bizim evde sadece kola içilir, televizyon izleyenlerin veya kitap okuyanların işi bitince yatılırdı. şansıma odamın balkonu vardı. kimisi sınıftan veya okuldan arkadaşım olan komşuların çocuklarını ve onların okey oynayan ebeveynlerinin etrafında fantalarını çoklatlamarını izlerdim bizimkiler uyuduktan sonra, ben uyumadan önce. 

o kadar keyiflilerdiki, imreniyordum. babamın taşın altını yoklayarak bilek bu diye bağırması için o an herşeyimi verebilirdim. belki sağlam bir bileği vardırda biz bilmiyoruzdur diye geçirirdim içimden ve tıpkı arkadaşlarımın babaları gibi hızlı hızlı taş toplamasını izleyeceğim günü beklerdim. 

ama bizimkiler istikrarlı çıktı, okeye bulaşmadılar. bu arada bende izleye izleye büyüdüm, koca adam oldum. arada bir okey oynuyorum, balkon aklıma geliyor. fanta falan söylüyorum yada masanın kenarında büyüdüklerini izlediğim arkadaşlarımı merak ediyorum.

öyle boktan bir gün geçirmiştim ki o’na gününün nasıl geçtiğini sormak aklımdan bile geçmemişti. yani hergün yapıpta bugün unuttuğum birşeymiş gibi sıkıldım, daraldım bunu hatırlayınca. o’da bu sorunun gelmeyişiyle hayrete düşmüş, içi içini yiyor vaziyette değildi zaten..

kedilerin mamalarını verdim, biraz süt ekledim ve karpuzu ikiye bölüp buzdolabına koydum soğuması için. daha yatmaya çok vardı nede olsa karnımız kıyılırdı, atıştırırız diye düşünmüştüm. mutfaktan ayrılmamın arasından iki dakika geçmeden sabahtan beri tuttuğum çişim aklıma geldi ve tuvalete doğru hız kazanarak ilerledim. kapıda karşılaştık, birşeyler söylememi bekler gibiydi. ama ilk önce huysuzluğumun nedeni sandığım atık suyumu (daha sonra çişimi olarak bahsedeceğiz) dökmem gerekiyordu. yol istedim, vermedi. sağa gider gibi yapıp sola uzandım, yemedi. rakip oldukça çevikti. geniş omuzları, benimkinden daha ince beli ve çevik kolları sayesinde yolu tamamen kapatmış, bir ordu ile gel der gibi gülümsüyordu. son gücümle pes etmeksizin bacaklarının arasından geçmeyi denedim ve kolları kadar çevik bacakları olduğunu fark ettim. kafamı bacaklarının arasına sıkıştırmış konuşacak mısın? diye soruyordu. zekamı kullanmanın vakti gelmişti. evet ama buradan konuşamam, konuşsamda ağzım balık ağzı gibi olduğundan ne dediğim anlaşılmaz dedim. planım işliyordu, kafamı yavaşça serbest bıraktı, bende fırsat bilip kendimi ileri ittim. bu sefer boyundan yakalamıştı ve daha  pis sıkıyordu. konuşmamakta direnen ben daha fazla dayanamayacaktım. çişim vaaaaaaar! diye bağırdım. sonra halimize baktık ve ayı gibi gülüştük. ben her ne kadar güldürme işiycem şimdi desemde, kendi kendini gıdıklayan bir adam gibi duramadım ve azcık kaçırdım. bunu gülerek söyledim ve dahada gülmeye başladık. ben çişimi tamamen yapmışlığımın, o’da nasıl bir adamla beraber olduğunun farkına varınca birden durakladık..

bütün yaşadıklarımız gözümün önünden geçti, eminim onunda geçmiştir ve onunkileri izlemek isterdim o an çünkü utanmam mı yoksa dahada ağzımı ayırarak mı gülmem gerekiyordu bilemedim. o’da bilemedi ne yapacağını galiba ki baya bi oturduk. dolaptaki karpuz aklıma geldi ve getirmesini istedim. itiraz etmemesi hoşuma gitti ve gidişatın iyi olduğunu biraz gösterdi. karpuzu olduğu gibi alıp gelmesi beni çok şaşırtmıştı. yere koyduktan sonra ince parmaklı elini içine daldırdı ve koca bir lokmayı ağzına götürdü. vay anasını dedim. sonraki hareket beni daha da şaşırtmıştı; çekirdeği püiirt diye yere tükürdü. bende daldırdım elimi ve bir lokmayı suyunu akıta akıta kendime doğru çektim. çekirdeğini aynen gördüğüm gibi yere tükürdüm. koca karpuzun yarısı bitmişti ve birşey söylemeden kalktı gitti.

göz mesafesi kadar uzaklıktan oralar ve üzerindekiler sabaha temizlenecek dedi. bende hiç itiraz etmedim. kaç yaşında adam oynarken altına işeyip üstüne elleriyle karpuz yemiş ve çekirdeklerini yere tükürmüştü. denileni yapmaktan başka bir çare yoktu.


ultra agresif kasiyer düşmanı teyzelerden bahsedeceğim ve olayı size anlatacağım. bu teyzelerin yatsıdan önce sokağa çıkan el ele tutuşmuş ikili kız takımlarından daha tehlikeli olduğunu hepimiz evde çalıştık öyle geldik. değil mi?

teyze sigara istiyor ve kasiyer vikeroy dediğinde anlamayıp tekrar soruyor. teyze vikeroy vikeroy salak mı ne aaa diyerek bize bakıyor ve ben yüzümü ekşittiğimi hatırlıyorum. kasiyer mavi bir paket çıkarıyor ve kadın yine basıyor çığlığı tam salak bu aaa kırmızı vikeroy kırmızıııı! her insanın yapacağı gibi arkasında utanıp sıkılıyoruz fakat elden birşey gelmez, bu teyze onlardan: kasiyer düşmanı kır saçlı viceroy içen teyzeler. bi dikkat edin bunlardan baya var.

gece girdiğim bakkala önce içtiğim sigaradan olup olmadığını sordum, sonrada parasını bırakıp paketi cebime attım. tam çıkarken arkamdan seslendi: dur bakalım, nereye?  mahalleye yeni taşındığımızı anlatmaya çalıştıysamda benim ilk görüşte çay sandığım plastik bardaktaki içeceğin şarap olduğunu anlamayacak kadar yeşilaycı değildim. anlaşılan mahallemizin bakkalı (çabuk ısınırım) ve onun kafası başka marketlerde beyin sote olarak kendini pazarlamaktaydı ve bana düşen bir an önce orayı terk etmekti..

fakat herşey filmlerdeki gibi kolay değil. bakkal sardırdı, yaşını, tokatlılığını, fevkalade gençlik anıları olduğunu, alkolü aslında çok almadığını ondan böyle göt olduğunu falan anlatmaya koyuldu. ben bu arada cebimdeki sigaradan bir tane çıkartıp yakmıştım bile. anlaşılan bakkalımız bir müddet belki bir başka müşteri gelinceye kadar beni orada tutacaktı. camdan para basıyordur ulan dediğim bakkalın sinek avlayacağı tuttu ve kimse ne geldi ne de kapıdan göründü. saat o kadar geç olmuştu ki evdekiler merak edip polisi arasalar keşke diyordum. 

ve o anda, bakkala girdikten sonra yeniden çeki düzen verdiğim hayallerim gerçek oldu; bir müşteri gelmişti. ama gelenin hayallerimi kırık leblebi diye kalan şarapla bir yiyeceğini nerden bilebilirdim ki? yaklaşık 2 saat olmuştu ve anılar o kadar hızlanmıştı yaşanılmıştı ki, biri eğer bakkalı ve sonradan katılan komşusunu dışarıdan izlese hareketlere anlam veremez ve 911′i arardı. evet 911′i arardı çünkü hareketler çok kafa karıştırıcıydı, bizim 155 bunu çözemezdi. bir ara sesleri dinlemeyip konserve ve turşuların olduğu bölümü izlemeye koyulmuştum ki bir el gözlerimin önünde belirdi ve bir bardak vardı. yeni bir şişe açılmış banada ikram ediliyordu plastik bardağımda.. sohbet dayanılmaz bir hal aldı ve komşumuz türklerin kızılderili olduğunu türkler kızılderelidir  gibi bir karıştırma ile öne attı. çok bilmiş bakkal yok ordunun dereleri dedi ve o an alkolünde etkisiyle tartışma çıktı. vay efendim ben derili demiştim nereye çektin, sen benimle dalga mı geçiyorsun? püüü.. sonra komşuyu dışladık bakkal efendi ile. ikimiz kaldık ve 3. saati tamamladık. her dakika başı ne zaman kapatıyorsunuz? sorun olmuyor mu polis falan? kepenkler gece gece yorar be abi adamı gibi laflar atıyordum ama bakkal efendi aldırmıyordu. 

ve şişe bitti. yavaşça ayaklandı, kapıya geldi. o kadar içmiştiki kapıya tutunduğu gibi kaldı. çok merak ettiğim kepenkleri ben çektim, bakkalı evine götürdüm, komşuyu kapısının önünden kaldırıp merdivene yasladım ve eve geldim. sigarayı bakkalda unutmuştum. sabah yine gittim ve bakkal kaş göz yaparak arkaya çekti aman yeğenim kimseye söyleme dedi.. gece alkolün dibine vuran, tokat’ta bütün hoppala hanımları götüren, askerde komutanları döven, arabayı kaydırarak seni seviyorum yazan bizim bakkal bildiğin kılıbıktı ve kasada duran yarım porsiyon karısından korkuyordu. o günden sonra ne alkol teklif edebildi nede sohbet. al para ver sigara, arada birde ekmek alıp şaşırttım onu.

 

olay sahicidir, yiyorsa gidin bakkala sorun.

 
bizim okur zeki olduğundan hemen bildi bu arkadaşları :) yeni çalışmaları “ah anam lahanam“.

eveet onlar! sütü seven kamyoncu, bana kitap al ve esmeralda:

» devamını okuyun..

her yıl ramazan ayında aynı şey oluyor; kahvehaneye alışıyorum. avrupa yakası’nın ilgili bölümünü izleyenler bilirler, burhan altıntop rastgele bir kahveye girer ve içeride kendinden birşeyler bulur, mekandan bir türlü ayrılamaz. aynı durum banada oluyor sanırım, iskambil kağıtları, okey takımları ve acı çay ramazan ayında beni içeriye davet ediyor, gelmezsen darılırım diyede üstü kapalı tehditler gönderiyor gibi. 

buradan aklıma şu geldi; zamanında bir işe atılmadan evvel belirli yaş gruplarına ve tarz sahiplerine potansiyel müşteri gözü ile bakardık. yani kafe açma planı yaptığımız anlarda öğrenciler, kitapçı açma planlarımızı masaya koyduğumuzda biraz daha okur yazar kesim gibi.. o anda aklıma gelen o oldu, bizim boyalı saçlı kahveci acaba kahveyi açmadan önce bir köşede otururken benimde arkamdan aha la potansiyel müşteri bak bu adamlar  demiş midir, dememiş midir? hayır eğer demişse gidip elinden öpmek istiyorum, isabetli bir atış olmuş. en azından benimkilerden daha isabetli olmuş.

onu bunu bırak, kendimde birşeyin potansiyelini hissedebiliyorum valla artık. kahve mahve, ramazanda muhabbet oluyor arkadaş..

falancanın filanca ile kudurmalarının, sevişmelerinin, yetişmelerinin sırayla anlatıldığı yoğun okul anılı bir akşam. birbirimizi tanımasak sıraları karıştırıp olayda kahramanlık rolüne ortak olacağız. hepimiz crayola boyaların yenip yenmeyeceğini tartışarak büyümüşüz işte, ne gerek vardı bu kadar kompleksli halleri kabullenmeye, saman çöplerinden sigaralarımızı tütünlemeye?  illa ruhlarımızda işkence izlerine mi rastlanmalı? aşk denen namussuz namuslunun karartısında oynadığımız rus ruletinin son partisini hiç oynamamış saymalıyız galiba..

ne kadar sayıklasakta duyuramayacağımız kalınlıkta ses tonuna sahip olmamız onları hiç rahatsız etmiyor gibi. onlar dediysem yabancı değiller; hepimizin sevgilileri, dostları, tavla eşleri.

sezerciğe anne ben piç miyim? diye sorduran sorumsuz babanın “onu bunu bırak en çokta ne koydu biliyor musun?” diye başlayıp anlatabileceği milyon derdi vardır beta aşamasındaki insanın sınandığı, stabile geçeceği yer için harıl harıl çalışması gereken şu dünyada.

siz eskilerini izlemekten sıkılırmısınız bilmem ama ben hiiiiç sıkılmıyorum, tekrarlarını bile aynı hevesle izleyebiliyorum bu dizinin. yeni bölümleri yine her perşembe saat 20.00′da cnbc-e ekranlarında olacak. bonuslarını buradan veriyoruz:

 

simpsons duvar kağıtları (1024×768)

Ben B. Kağan K. Faideli bilgilerin yanısıra, keyfimin doğrultusunda da yazıyorum. Site +16 içeriklidir ve kimse gelipte vay benim çocuğum anassskim dedi, vay ben gülmekten altıma sıçtım diyemez.