Hayatımın dönüm noktasının bulunduğu cümleyi dümdüz okumuş olmalıyımki inişi veya çıkışı kaçırdığımın, telafuzda bir lüzumsuzluk-monotonluk olduğunun farkına vardığımda 20 küsür uzunca paragrafı bitirmiştim. Yapım böyle benim; başını kaçırdığım filmden de birşey anlamam. Evet düşüyorum. Orta okul hevesi, tersten konuşma-okuma olaylarına girmeye de korkuyorum. Yazın belki daha kolay olurdu bunu yapmak, ama kıştayım ve kışın mutlaka iz bırakırım bu heybetli ve çorak ovada, karın, çamurun üzerinde dünyaya göre hafif bana göre ağır şu cüsseyle.
Yinede duramıyor insan meraklı yapısından ötürü. Döndüm biraz geriye. Her harf bir vakayı temsil ediyor olmalıki sondan iki kelimeye ancak dayanabildim alkolle ve sigarayla tuz bastım yaralara. Beni bırakın siz gidin dedim ama kimsenin olmadığını, gidenin zaten dilediği yere vardığını gördüm. Hayat çukurunda, üç karışlık dalgalarda boğuluyordum. Yorulan kollarım ve kramplara yenik düşmüş bacaklarım çırpınmama mani oluyor, yaklaşan kelime öbeklerine kalas misali sarılıp kıyıya vurmayı diliyordum. Yuttuğum sulardan olmalı genzimde bir yanma, içimde bir bulanma hissediyordum.

Ah, bu ne güzel bir senaryo olurdu başından izleyerek ardını getirebildiğim bir film olsaydı. Kaç kere arka arkaya izleyebilirdim, sabırım ve sinirlerim ne kadar dayanırdı bu emeğe.
El sallayamadan ayrıldığım kıyılardan birine bıraksa bu kalas beni keşke, bir allahaısmarladık borcumu daha ödesem bu karmaşadan sıyrılırken. Belki suni tenefüse beni seven biri denk gelir, neden gittiğimi sorar bana bağırarak duymadığımı bilerek.. Yada burası umut denizi dedikleri yer olsa, ben karıştırmış olsam. Gidiyorum ya kalas kelimelerin üstünde, serin serin. Ondan bunca isteğim. Olursa olur, olmazsa sahillerde aramalılar beni diye düşünüyorum. Bir yunus sürüsünün intiharına takılıp beraber hareket etmenin mutluluğunu tadarken yada bir midyenin içinde inci olmaya yüz tutmuşken…


