Aylık Arşivler Kasım 2008

Hayatımın dönüm noktasının bulunduğu cümleyi dümdüz okumuş olmalıyımki inişi veya çıkışı kaçırdığımın, telafuzda bir lüzumsuzluk-monotonluk olduğunun farkına vardığımda 20 küsür uzunca paragrafı bitirmiştim. Yapım böyle benim; başını kaçırdığım filmden de birşey anlamam. Evet düşüyorum. Orta okul hevesi, tersten konuşma-okuma olaylarına girmeye de korkuyorum. Yazın belki daha kolay olurdu bunu yapmak, ama kıştayım ve kışın mutlaka iz bırakırım bu heybetli ve çorak ovada, karın, çamurun üzerinde dünyaya göre hafif bana göre ağır şu cüsseyle.

Yinede duramıyor insan meraklı yapısından ötürü. Döndüm biraz geriye. Her harf bir vakayı temsil ediyor olmalıki sondan iki kelimeye ancak dayanabildim alkolle ve sigarayla tuz bastım yaralara. Beni bırakın siz gidin dedim ama kimsenin olmadığını, gidenin zaten dilediği yere vardığını gördüm. Hayat çukurunda, üç karışlık dalgalarda boğuluyordum. Yorulan kollarım ve kramplara yenik düşmüş bacaklarım çırpınmama mani oluyor, yaklaşan kelime öbeklerine kalas misali sarılıp kıyıya vurmayı diliyordum. Yuttuğum sulardan olmalı genzimde bir yanma, içimde bir bulanma hissediyordum.

Ah, bu ne güzel bir senaryo olurdu başından izleyerek ardını getirebildiğim bir film olsaydı. Kaç kere arka arkaya izleyebilirdim, sabırım ve sinirlerim ne kadar dayanırdı bu emeğe.

El sallayamadan ayrıldığım kıyılardan birine bıraksa bu kalas beni keşke, bir allahaısmarladık borcumu daha ödesem bu karmaşadan sıyrılırken. Belki suni tenefüse beni seven biri denk gelir, neden gittiğimi sorar bana bağırarak duymadığımı bilerek.. Yada burası umut denizi dedikleri yer olsa, ben karıştırmış olsam. Gidiyorum ya kalas kelimelerin üstünde, serin serin. Ondan bunca isteğim. Olursa olur, olmazsa sahillerde aramalılar beni diye düşünüyorum. Bir yunus sürüsünün intiharına takılıp beraber hareket etmenin mutluluğunu tadarken yada bir midyenin içinde inci olmaya yüz tutmuşken…

391787381_cc63154541Kimi zaman hayata sitem eder, lanetler yağdırırız. Kaybeden olmak, üzüntüyle yaşamak ve bir avuç sıkıntıdan başka yiyecek birşeyin kalmaması..

Dünya koca bir kapsül, tarafımızdan yutulmayı bekliyor. Sabah aç karına yutmanın zorunluluğu,  yutarken soğuk suyun yaratıcı firmanın armağanı olması ve dışındaki draje tatlı tabakanın illaki emilip, içindeki o pis ve acı tadı almadıktan sonra bir fayda göstermemesi bizi hayat denen bu hastalıktan bıktırıyor, tiksindiriyor.

Ruhsat sahibi için bir sıkıntı yok; bizler karşılıklı manevi ve maddi doyumlar için seçilmiş veya gönüllü denekleriz.Ha, kimizize placebo kimimize losyon..

İlaç olurda olası yan etkileri olmaz mı? Var tabiki.

Dünyanın en zor yan etkisi aşk fikrimce. Olması bir dert olmaması bir dert şeyler vardır ya, en büyüğü! Evren evren olalı böyle büyük bir acı, böyle büyük bir elem, böyle kurtuluşsuz bir hastalık görmemiştir. Karadelikler bile bu kadar acımasız, patlamalar bile bu kadar çaresiz olmamıştır.

Fakat bu kapsül kullanıma başlanmışsa artık bir çaresi yoktur. Ruhsat sahipleri (tanrılar) kendi kendine yaşama son vermeyi yasaklar, acıyı sonuna kadar çekmenizde diretir. Misal ben; 8664 gündür kullanıyor, içtiğim soğuk sulardan şişen boğazım yüzünden konuşamıyor, ancak yazıyorum.

Fayda ettiği insanlar da varmış. Bana dokunuyor, fakat anlaşma böyle: ilaç verilir, ben yutarım. Kusamam, çıkamam yada nefes almadan durmamazlık yapamam. Hele kendimi bir köprüden aşağıya hiç atamam. İmza attım, yemin ettim. Valla.

Beklenmeyen bir etki görüldüğünde doktorunuza başvurunuz. Çözemezse, biliyorsunuz.

Kadir İnanır ve Harika Değirmenci ‘nin başrolünde oynayıp ara sıra seviştikleri film olan FIRTINA 1977′de çekilmiş ve iddia ediyorum LOST’ un atasıdır. Tek fark burada kahramanlar çabuk kurtuluyorlar. Filmden birkaç sahneyi buraya koyuyor, tamamı için link veriyorum. Verdim! Aradaki Maymunlar Cehennemi reklamınıda es geçmememek gerekiyor.

2615420737_0e31036c0bHakimiyetimi kaybettim, hükümsüzdür. Uzaklı-yakınlı samimiyetlerde ben söylemiştimi oynamayı seviyorum. Haklı çıkacağımı ucundan kestirdiğim konularda hemen önyargımı ılık suya karıştırır, karşımdaki hasta bünyeye içmesi için ısrar ederim.

Herkese teselli verirken kendi korkularını, sıkıntılarını unutan insan kümesi ile kesişiyorum şu sıralar. Daha çok, dert dinlerken görüntü olarak iyi bir dinleyici, karakter olarak karnı genişi oynuyorum. Beklersiniz ki benim içinde bir korku var: yalnızlık.

Sevdicek olsun, ailem olsun, arkadaşlarım olsun. Birisi eksilecek gibi olduğunda hayatımdan sanki arkamda 3 yeni köz olmuş mangal gücünde bir ateş beni yakmak üzere yaklaşıyor gibi telaş oluyorum. Kafamda hayatımı etkileyen insanların bir listesi varmışta, biri ben bugün gelemem abi dediğinde başarısız bir halı saha maçı organizatörü durumuna düşüyormuşum gibi. O kadar yani..

Yarım kalacağını düşündüğüm işlerde alacağım desteklerin veya biz buna güdülerin diyelim, eksik olduğu bir durumda ben=hiçbirşey çekiyorum. Bu durum bireysel olarak sıfıra eşit olduğuma işaret olsa da liste benim elimde olduğu için organizatörlüğü elden bırakmayarak günün adamı oluyorum. Sen bana, ben ona, o şuna, şu..

Ha birde şu vardı: kafana tokadan başka birşey takma! Ne bu şimdi?

Bel, boyun ve sırt ağrılarınızın kaynağı bilgisayar başında oturmak veya bir masada sürekli olarak çalışmaksa, aşağıdaki egzersizleri alışkanlık haline getirmek fiziksel sağlığınız için şarttır.

İki bölüm olarak ayrılan bu hareketlerın ilk bölümü Otururken Yapılabilecekler için anlatımlı örnekler (resimler üzerine tıklandığında büyür):

» devamını okuyun..

Kadir abime bak hele! Entelinde enteli, kabasakalında kabasakalı, şişe dibininde şişe dibi.. Heleeee! Tabi abi, batsın yere atom fiziğide, CERN’de. Hadi biz bi Kıbrıs yapıp gelelim.

Oooğluuuum! İnsanlık dinazorlarla köşe kapmaca oynamaktan bu yana böyle bir eğlence, böyle bir aksiyon görmedi!

Kadınlı erkekli iki kol açık, parmaklar şıkır şıkır.. Allahım nasıl bir eğlencedir bu?

Çok acaip figürlerle bezeyip kafayı döndüre döndüre gezinmek gibisi var mı hacım?

Elektro bağlama, kaşık, darbuka, garip sesler çıkaran bir adam, gündemden bahseden lirikler.. Bu adamların saçları beyazlamaz, dertleri olmaz. Olursa gelsinler hepsini ben dinlerim, aha buraya yazıoyorum. Sincan’dan bildirdim.



(bkz: mehmet demirtaş)
(bkz: peceneklı suleyman)
(bkz: oguz yılmaz)
(bkz: ankaralı namık)
(bkz: sıncanlı filiz)
(bkz: ankaralı turgut)
(bkz: küçük oğuz)
(bkz: ethem yeşiltaş)
(bkz: peçenekli hülya)
(bkz: ankaralı yasemin)
(bkz: savaş göçer)
(bkz: kadir elbeği)
(bkz: necati coşkunses)
(bkz: ekrem bircan)
(bkz: bahri altaş)
(bkz: ali albay)
(bkz: bülent gökçe)

Kaç ve kaçtır bildiğin en büyük rakamı sana verecek çarpımın oyuncuları?


Bulutlar en ufak rüzgarda dağılıyor suya karışan süt misali. Ekinlerin hepsi bir yana bakıyor, bulutların gittiği yere. Arada ince bir yol; yolda bir kadın.

İlk gözleri görünüyor, sonradan kilidine takılı kalacağım, içime süs asacağım.

Bitkin olmama rağmen sandalyeden hafif kımıldanarak kafamı kaldırıyorum ve ona doğru bakıyorum. Buralarda kadınlara alışkın değiliz; en son bir kadın geçtiğinden bu yana 2 yıl oldu. Malak gibi yattığımdan gözlerim biraz kısık, bacaklarım hala uyuşuktu. Hafif seste dinlemeyi sevdiğim eski birkaç parçadan Shine on you crazy diamond‘ a sıra gelmişti. Islığıma hakim olamadım ve fiu fiu fiyuu diye ağzımdan çıkıverdi.

Kadının bu yana yaklaşması beni tedirgin ediyor, hareket edemediğimden (bacaklarım hala uyuşuk) içeri kaçma durumum da yoktu.Durduk yerde ıslık çalmamda beni utandırmıştı. Bekliyordum. Bana doğru süzülen, bulutları ve ekinleri yarıp gelen bu iki gözü, sabırsızlıkla bekliyordum..

Hiç birşey sormadan içeriye girmesi beni iyice tedirgin etti. Elindeki poşetini göstererek “Anılarımıda getirdim ama” dedi. Ne olduğunu hala anlayamamış, gittikçe yüzümün kızardığını, ellerimin birbirine dolandığını hissettim. “Sorun değil” dedim zorla.

Ben sandalyemde o başka bir koltukta uzunca bir süre geçirdik. Poşettekiler bitti; hepsi yendi, yutuldu.

Birbirimize kaldığımızı fark ettiğimizde bulutlar kapanmıştı. Yağmur başlıyor, hava yavaş yavaş kararıyordu. Onun benden yağmuru sevdiğini saklaması benimde ona bu konuda dürüst olmamı engelliyordu. Yağmuru seviyorduk ama ıslanmamaya çalışmak, bizim için faydasız bir çabaydı.

Ben B. Kağan K. Faideli bilgilerin yanısıra, keyfimin doğrultusunda da yazıyorum. Site +16 içeriklidir ve kimse gelipte vay benim çocuğum anassskim dedi, vay ben gülmekten altıma sıçtım diyemez.