Amasra
salyangozun kabuğunu kırdık, içindeki sümüklü böceğin sümüğünü elimize bulaştırıp parmak uçlarımızı uyuşturduk; yada öyle sandık. ucuz şarap içtik, zum olduk. güneşin batışını 2 gün boyunca doğduğu yere bakarak bekledik, buluttandır dedik. tekne turuna çıktık, balık tutanlara ve oltalarına baktık durduk. balıkçıya gittik (hoşafçı’nın yeri) her zamanki gibi hamsi tava yedik. gece geç saatlerde sokakta laf dinledik. deniz analarının fotoğraflarını çektik, hiç görmemişçesine. denize sadece ayağımızı soktuk, analara gelmekten korktuk. güneşte çok fazla durursak yanıp oramızı buramızı su toplatabilir miyiz denemeleri yaptık. aynı sokakları 5-6 kez gezmeden geri dönmedik. amasra pidesi yedik, “etsiz lan bu” dedik. çakraz denen yere dolmuşlar gitmedi, bizide götürmediler. çok sinirlendik, sonra amasra’dan geldik.


ben de çok sevmiştim amasra’yı, yıllar evvel gittim, denizi başka güzel gelmişti, daha bi maviydi, cok güzeldi, ama pidesinden yemedik, bi de tavşan adasını hatırlıyorum..
siyah tavşanlar evet. işte biz orada takılmıştık bu olta profesyonel mi değil mi diye