“nereden geldiği ve nasıl başladığı belli olmayan bir kürk modası, istanbul’un hemen bütün kadın tabakalarına yayıldı. bu moda, dedelerimizin ve ninelerimizin bilinen kürkünü tersine çevirip sırtına geçirmek ve kurt veya goril gibi, iri yapılı bir hayvana benzeme tuhaflığından ibarettir. bu moda, o kadar yayılmıştı ki şimdi kastor mantosu olmayan hanımın hiç olmazsa kedi veya fare derisinden bir kürkü olması gerekiyor. tırnaklarını sivrilten ve vücudunu baştan başa tüylü göstermek isteyen kadın, belli ki insandan başka bir hayvana benzemek için uğraşıyor..” kaynak: ahmet haşim - kürk - bize göre. önceleri linklerini verdiğim ve sağda solda desteklediğimi belirttiğim www.kurkehayir.gen.tr ‘yi hatırlatayım dedim. yazıda ne zamandır aklımdaydı.. iyi oldu iyi..
Kategori: Sade

herkesin yakarışı aynıydı üzülmüşler ülkesinde; ben bunu haketmiyorum. hemen hemen her köşe başında bir kalabalık ellerinde ufak kartonlar birini protesto ediyorlar.. müziğin sesini açmak veya bağırarak eşlik etmek sorun yaratmıyor. ve bu ülkede seçimler en büyük soruna sahip iki kişi arasında geçiyor yoğun bir rekabet ile. tarafların sürekli kızgın olmalarının nedeni gidişatın bok olmasından başka birşey değil. ve taraftarları da bu gidişattan pek memnun değiller. arkasında durduklarından başka bağlanacak birşeyleri olmadığı için o kadar sıkı bağlanıyorlarki asıl büyük sorun sahibinin bile gücünün yetmeyeceği sorunlar başlıyor güruhlar içinde. ve çareyi bu ülkeyi terk etmekte buluyorlar. 3 dönemdir başkan seçilemiyor. halk hala karışık. yeni doğan çocuklar, yetişen gençler, evliliğe küsmemiş bireyler bulunamadığı için bir toplum daha hayata yenik düşüyor. ileride kazılarda çıkacak olan, içinde sevdiceğin ismi yazan yüzükler, yarım kolyeler ve boş çerçeveler tarihin en büyük sorunu olan kalp kırılmasını üzülmüş nesilden üzülebilecek nesile anlatacaktır.
salyangozun kabuğunu kırdık, içindeki sümüklü böceğin sümüğünü elimize bulaştırıp parmak uçlarımızı uyuşturduk; yada öyle sandık. ucuz şarap içtik, zum olduk. güneşin batışını 2 gün boyunca doğduğu yere bakarak bekledik, buluttandır dedik. tekne turuna çıktık, balık tutanlara ve oltalarına baktık durduk. balıkçıya gittik (hoşafçı’nın yeri) her zamanki gibi hamsi tava yedik. gece geç saatlerde sokakta laf dinledik. deniz analarının fotoğraflarını çektik, hiç görmemişçesine. denize sadece ayağımızı soktuk, analara gelmekten korktuk. güneşte çok fazla durursak yanıp oramızı buramızı su toplatabilir miyiz denemeleri yaptık. aynı sokakları 5-6 kez gezmeden geri dönmedik. amasra pidesi yedik, “etsiz lan bu” dedik. çakraz denen yere dolmuşlar gitmedi, bizide götürmediler. çok sinirlendik, sonra amasra’dan geldik.
ilgilendiğim, değer verdiğim, dibimi düşüren, alkışlatan kadınlar sorulmuş. ama 3 tane ile sınırlanmış. 1 nümerada scarlett johansson, 2 nümera mimi kasıp kavuran kadın; jenna jameson ve 3 nümerada salma hayek gelir benim listeme göre ama bu bir arkadaşında listesi olabilir bilmiyorum valla. zaten bunların hepsini filmlerden biliyorum (:
not: adam sormuş, şimdi cevap vermesen olmaz valla bak ben bir tek seni seviyorum aslında. bu saydığım kadınlara ifrit bile oluyorum denebilir (: zaten gerçek dünyada biliyosun 3ünüde doldururum ben seninle. not 2: bu mime katılan erkekler kılıbık arkadaş. bendende gitsin gitsin trianculaya gitsin.
mona lisa gülüşü, velespit, hakim ( hakemden geliyor).. mona lisa signal ile parlattığı bombeli dişlerini güneşe doğru kımıldata kımıldata parlatarak otelin yolunda ilerliyordu. ilk gördüğünde 22 mil yazan levhadan sonraki levhada belfıtığı 223 xx xx yazıyordu. “mili kilometreye nasıl çeviriyorduk yahu” diye düşünürken bir araba önce ileri, sonra belirgin geri vites lambalarını ateşleyerek geri geldi. “nereye yenge?” dedi siyah filmli camların arkasından bir ses. “sensin yenge aaaayyh deyyusa bak” dedi mona lisa yenge. “yenge bin sıcakta yanacaksın bak”. yenge çok itiraz etmedi bu sefer, “kapı nasıl açılıyor yaa” dedi sinirli sinirli. mesleğinin çakma hakimlik olduğunu birazdan öğreneceğimiz coşkun kapıyı yavaşça sıyırdı. sıyırdı ne demekse burada. “ohh klimalıymış haa” dedi mona lisa. “evet yenge püfür püfür” “geceleri ben arabada kalırım biliyonmu küçük tüpte var arkada”. mona lisa yengemiz yeni evlenmiş buraları dolaşmaya gelmişmiş. yengemiz “bu türkler ne iyi insanlar” diye içinden geçirirken çoşkun efendi farklı hayaller içine dalmış evli olduğunu unutarak. ama coşkun coşkunluğunu yapmış mona lisa yengeye kötü davranmış. mona lisa yengede derdinden ölmüş.
yukarıdaki paragrafa göre coşkun’un cinsi nedir?
a)ahlaksız b)şerefsiz c)cibiliyetsiz d)vatan haini e)hepsi

“sahip olmayı istediğin olağanüstü güçler neler?” dedi bana nefesinden daha sessizce. “pek birşey yok” dedim biraz yaklaşarak. “zaten yemek yemem ve tuvalete gitmem dışında herşey olağanüstü” ve “bende bunlarla yaşamaya çalışarak olağanüstü güçlere karşı bir güç üretmiş yani olağanüstü güçlerin güçlerine karşı olağanüstü bir güç tutuyorum içimde” dedim uzun uzun. “ama içimden ayrı bir gücün fırlayıp gelmesini istesem ne isterdim diye sorarsan, görünmezlik isterdim” dedim. “aaa çok ilginç” dedi gülümseyerek. “asıl senin sorun ilginç beee” dedim ve gülüştük. “görünmez olmak isterim, hemde çok. 3. tekil şahıslara, maymunlara, öğretmen çiftlere inat görünmez gezip, sokakta bilmediğim break dansını yine bilmeden yapa yapa gezerdim.” dedim. “belki birde pelerinli kıyafet diktirirdim. streç şöyle kışın iç donu olarak giyilebilecek birşey.” yine gülüştük..
görünmez bir adama
görünmez bir kadın sormuş
görünmek ister miydin?
sen söyle diye cevaplamış ve fark etmiş ki kadın gözden kaybolmuş.
ve çalan:

9 da 9 u bilenbilir. hep “bu şarkıyı çok seviyorum, ama kim söylüyor bilmiyorum” un albümüdür. hatta fatiherdemci hep feridun düzağaç diye geçer listelerde..
sazcı ve sözcüler sırasıyla:
- Kaan Öztürk - Yollarda Yoruldum
- Ufuk Hastoprak - Bir Bodrum Yazı
- Beyaz Önlük - Son Defa Sarıl
- Haydar Karadağ - Deliyim
- Fatih Erdemci - Ben Ölmeden Önce
- Okan Ünver - Say Geriye
- İkinci Kuşak - Geçmişler
- Ece Ülker - Aşk Zamanı
- Batu - Koparıldım
götürür, kendi başınıza hırkanızı alır, bırakır gelir bu albüm sizi.
işte bende en son geçtiğim acı tünelinde radyomun frekansını kafama göre ayarlamıştımki tünel yayınında “9 da 9″ vardı. çevirip çevirip cimcikledi.
toplatın bu albümü arkadaş.olanlar zaten sorunludur, çabuk kanarlar ver dediğinizde.
takalım gözlüklerimizi
dalalım sevdamıza
hemde üç boyutlu
sanki hallettik önümüzdekini
olsun yinede ona sahip olmak istiyorum, onun için deliriyorum diyorsanız burada gömülü. hemde şifresi www.portlak.com
mutfaktan bir ses mı geldi?
bunu hatırlıyorum..
devamlı mutfakta biri var gibi geliyor. ve bu bana bu reklamı hatırlatıyor..
mutfakta birisi olmalı..
acıktıkca dolabı acıp kapatıyorum, o arada kaçıyor arkamdan sanırım..
denk getirsem, burada ne arıyorsun diye sormadan sarılsam.. uyusak beraber dolabın kapağının ışığında..
sabah küfür etsek birbirimize, “nasıl bir uyumak bu yaa?” desek..
dolabın soğuğundan kıçımız ayaz almış olsa..
ama..
göremiyorum ki seni..
belki de soğanların arasındasındır.. evet evet.. zeki insan seni.. kokunu saklamak için.. hay allah hiç aklıma gelmezdi biliyor musun?
nerden bileceksin ki.. sen zaten soğansın..
ve sabah soğanla uyandım..



