bulutlardan şekiller çıkarıyordu; “şu arabamız, şu köpeğimiz, aa bak şu boğum boğum olanda tombiş çocuğumuz olsun”. zaten burada böyle camış gibi yatarken ancak bulutları istediğimiz şeylere benzetip hayal kurabilirdik. aklına birşey gelmişti ve çok merak ediyordu: bulutlardan biz nasıl görünüyoruz? ben bu kadar takılmadım buna ama ciddiyetini anlayamamıştım. hayale devam etmiş demekki benden sonra. sabah uyandığımda bulutlardaydı. şaka yapıyor sanmıştım “gidip bakacağım” dediğinde. bu kadar hevesli, bu kadar istekli olduğunu bilmiyordum. ama birşeyi unutmuştu; oradan kime bakacaktı? her zamanki gibi alel acele iş yaptığı için benim buradan ona el sallayacağımı düşünmüş. hah. ne de şaşkınsın sen..hava kapalı bugün. dikkat et birilerini ıslatma..
salıncaktan atlama yarışmalarına katılmadım, yol çizgilerini hiç saymadım, bisikletimin tekerine ses çıkarsın diye hiç boş su şişesi sıkıştırmadım, komşuların balkonlarında asılı halılara kedi fırlatmadım, kızların eteklerinin altına kızkaçıran atmadım, radyodan verici yapmayı denemedim, radyasyonun yeşil bulut olduğunu düşünmedim, saati okula değil çizgifilmlere kurmadım, çekirdeği için ishal olana kadar kayısı yemedim, kedilerle ilgili deneylerde bulunmadım, erkekler kızlardan daha güçlü bence tartışmalarına zaten hiç katılmadım, ve süper güçlerim olduğuna da inanmadım, birini “yerden alan yer böceği” diye caydırıp yerdekini kendim almadım, suluboya suyu içmedim, uhudan sümük yapmadım, meybuz yemedim, süttozundan imal edilmiş süt içmedim, akrabalarımın elini sadece para için öpmedim, tornetle kaymadım, traktörlerin arkasına takılıp kendimi pattadanak yere atmadım, boncuklu tabancayı denemek için kendime sıkmadım diyemem. ayıp olur bu kadar adama.. taylanov mimetmiş. çocuk istismarını durduralım!ben yaşadım, hepsinin yaşamasını isterim..

çokmu kitap okuyorsun? nasıl sözler bunlar? ne kadar karışık, ne kadar anlaşılmaz.. seçtiğin kelimeleri anlayamıyorum. ben senin kadar okuyamadım bunu. takıldım kaldım aşk ile ilgili yazılara. okudum durdum. başka birşey ne okudum ne yazdım. nerden bileyim ki ben şimdi senin anlattıklarını. liseden beri ne felsefe gördüm ne başka birşey.. mantık nedir unuttum bile.. hangi ünitedeydi, temsilcileri kimdi. yoksa bir tanesi sen misin? aşkta mantığı arayanı, birine böyle soruları kütür kütür arka arkaya soranı ilk defa görüyorum.. kafam basmıyor demekki bunlara. zorla güzellik olmaz. tıpkı seni zorla bu kadar güzel yapmadıkları gibi. kendin mi istedin bu kadar güzel olmayı? kendin istemişsin evet. zorla olmuyor dedik ya. yok oluyor dersek taa liseye geri dönmek gerek. iyice kafamız karıştı. yani benim karıştı. nede olsa senin kafan liseden beri karışık.. ben uyurken, uyanık dinliyormuşsun belli oldu.. buradan 70 milyonun önünde o zaman ki felsefecime sesleniyorum: ah be hocam.. niye uyandırmadın beni?

siyah noktadan arındırıcılarla, kükürtlü sabunlarla, doğal süngerlerle gözeneklerini krater gibi açtığım vücüdumda değişimler başladı. delikler doluyor, zaman zaman taşıyor. içim dışarıya çıkmak için gerilip gerilip vuruyor. atışlarını dahada sertleştirirse çok fazla dayanamayıp, yırtılmış patates çuvalı gibi salıvereceğim sağa sola anılarımı, sevdalarımı, organlarımı, bulunmamışlarımı. biri gelip akanları, dökülenleri toplar mı, üstüne onlar halka değil fil peçetelerinden örter mi? örtmesede bir su tutuversin. birinin üstüne, ayağına yapışır neme lazım; düşmanıma vermesin! meçhulde bir denize doğru akıyor herşey görüyorum. ama engel olacak, akışı bir aşka/umuda çevirecek barajlar kuramıyorum. ne gücüm, ne sermayem yetiyor. kabul etmeliyim artık: ben sağından-solundan patlamış bir patates çuvalıyım.

ve bu akşamdan da nefret ettim her akşam gibi. ah yağmur.. şu yağmurlu günlerde yapma bunu.. elimle tutabilsem ikinizide boğarım.. zaten ağırım birde yağmurun yükü. ki olmuşum iki katım daha ağır kendimden kafamı koyuyorum yastığa, hissediliyor. yağmur mu ıslattı, gözyaşım mı ayıramadım yine işte! ve annemin söylediklerinden çıkıyorum her seferinde. ıslak kafayla yatıyorum, yada ıslanıyor. yatınca da bitmiyor. yalnızlık ya hani derdimiz; al sana yalnızlık.. olmuşken yarısı yatağımın, yoksun. bir kol mesafesi boşluk.. ıslak yastık.. “ve senin dünyanı gördükten sonra bu dünya dar bana zaten.” final cümlemide harcadım senin için.. kala kala bu uyduruk yastık ve mesafeyi ölçmeye yarayan, bugün üstünde ağırlığın olmadığından uyuşamamış kolum kaldı.. bu yağmur keşke.. öpmek için mi, vurmak için mi o uzanma? yastıkla vur vuracaksan..

al kalbini ver kalbimi! eğer aldıysan. ben aldım evet. ceviz ağacı gibi bir ağaçtı verdiğim yer. senin aldığın yer neresi bilmiyorum. eğer aldıysan. gün geçtikçe düşüncelerimde değişiyor, gelişiyor. senin üstünde yapıyorum deneylerimi, gözlemlerimi, gezilerimi. sevgi turları düzenliyorum. ama bu sefer hiçbir yeri gezmek, görmek, bilmek istemiyorum. ver bana ait olanı, al seninkini. eğer aldıysan. sonu yaklaştıkça “kısa bir özetini yarına istiyorum” denmiş gibi kendi kendimi “özetlesem ne çıkar?” diye sıkıştırıyorum. kalemi kağıdı değil, kalbimi ve anılarımı alıyorum. kafamı az öne eğip düşünmeye başlıyorum. nedir senin özetin? çünkü bu değiş-tokuş sırasında bir özet olmalı. bu yaptığımızın bir nedeni olalı. kim kime neyini vermiş? istediğim özeti sana verirken yüzüm kızarıyor. “kısa mı oldu acaba?” diyorum kendi kendime ve bu beni çok utandırıyor. yinede hiç olmazsa isimime 5 puan verirsin özetimi beğenmezsen diyorum:
Lowman
seni seviyorum

gecenin körü ki zifiri karanlık, bildiğin kör. ne çarpıştık, ne de aynı taksiyi çevirdik caddeden. sigara istemekten çekindik ikimizde. ben ona, o bana baktık durduk. durmadık sorduk. “sigaran var mı?”. böyle başladı. böyle de bitmeliydi ama bitmedi. nerden geldiğini bilmediğim bir cisim yaklaşmıştı ve sigara sormuştu, hemde ben o cisime aynı amaçla yaklaşırken. “ismin ne?” dedim. “annemin ve babamın koyduğunu soruyorsun sanırım, ama sen bana canım de, ihtiyacım var şimdi” dedi. benimde vardı. birine canım demeliydim ki bu günlerdir dürtüyordu içimden içimden. dedim. pişman da olmadım. sigaralarımızı içtik, nerede olduğunu hatırlayamadığımız evlerimize doğru yola koyulduk. uzun sürmedi çünkü annem evden çıkmadan sıkı sıkı tembihlemişti; “sokakta gördüğün yabancılara aşık olma”. kayboldum anne, eğer bu yazıyı okuyorsan, gel beni canımın istediği yerden al!

başlıkta “Yu” ile biten bölüme her türk insanı gibi el alışkanlığından “youtube” diye devam ettim sonra sildim. bugün benim doğum günüm. evet hemde bildiğiniz eşek kadar olalı 8 yıl, ultima online’a başlayalı 4 yıl, lise biteli 6 yıl olmuş.aklıma gelen sayılı seneler bunlar. kaç yaşıma girdim bende bilmiyorum -kimden aldım kime verdim. fakat biraz da kırgınım bana mesaj atanlara. ben yaşlanıyorum sizde kutluyorsunuz arkadaş! ha bunu buraya neden yazdım; bu sene kendi doğum günümü unutmadım. unutmadığımıda ben böyle halka arz ederim. toplum içindede böyle bağırı bağırı veririm. bloga yazamasam bi kağıda yazar fotokopisini çektirir “7 kişiye vermezsen bir dahaki doğum gününü göremezsin” notunu iliştirir dağıtırım. evet çok ciddiyim yaparım. “engel olamıyoruz efendim hızla yaşlanıyor. üstelik bar taburesinde de değil, ne yapacağımızı bilemedik.”
