insan oğlu çiğ süt emmiş part one: ağaçlar cok cok bizim oksijeni tüketiyor, koyunlar ossurup fedonlu eğlencelerde tabak kırar gibi tabaka kırıyordu. durumlardanda anlayacağınız gibi günün vaziyeti gecedeydi. sıcaktan çıplak yatıyor, arada bir altımdan üstüme aldığım çarşafın kıvrık yerleri ile bacaklarımı kaşıyordum. ne huzursuz bir hayattı tanrım. sıcak bir yandan, rüyada gördüklerim bir yandan. uykumu berbat ediyordu bu rüyalar. şunun şurasında 7-8 saat uyuyordum günde. gün dediğin kaç saatki; 24. 30 olsaydı bari düz hesap. gündüzümünde çoğu boşa gitmişti, bulutlar çıktı tam ben güneşlenirken. neden geldim ki bu dünyaya?

Comments Yorum yok »

geceleri böcek mi kurbağa mı diye ayıramadığım ses bu. ıslak çimenlerle birlikte aklıma gelen kurbağanın neresinden çıkardığına hayret ettiğim sesi evet. duvarların aralarında, ağaçların otlu diplerinde yada az aşağıdaki eski çeşmenin taşlı kıyılarında.. bir daha dikkatlice dinliyorum. rüzgarın sesine aşina olmuş kulaklarımın tüm dikkatini bu sese vererek: “bir kurbağa evet” diyor, kendimi onaylıyorum. biri bana dokunmuş gibi ürperiyorum sonra. hafif pürüzlü bir cisimin pürüzsüz bir yüzeyde gezmesi gibi hissettiriyor bu. rüzgar iyice hızlanıyor, kurbağanın sesini diğer tarafa doğru sürüklüyor. çeşme çok yavaş damlıyor, duvarların araları hala boş, ağaçların otlu diplerine ise el sokmak cesaret ister.. kurbağanın olmadığına emin oluyorum. yeter artık bir sus ya!

Comments Yorum yok »

“yağmur yağıyor, seller akıyor, arap kızı camdan bakıyor” burada ki arap kızını ilk duyduğunuzda aklınıza hafif tombul suratlı, kısa kıvırcık saçlı bir zenci hemşirenin geldiğini ölümü yiyin saklamayın. hakkının yendiğini düşünüyorum oradaki uzun dalgalı saçlı, orantılı ve yuvarlak hatlı arap emirliklerinden abu dubai’ye nüfusu kayıtlı ablamızın. asıl konumuz şemsiyenin altında düşünmek.. denediniz mi bilmiyorum ama ıslanmış olma derdiniz üzerinizde şemsiye varken dahada artıyor. yani elinde şemsiye olan biri ile olmayan biri arasındaki amanin ıslanıyorumite çok farklı. şemsiyen varsa ıslanmaya tahammül edemiyorsun arkadaşım. sanki prezervatifin içindeymişsinde %98′lik bir koruma sağlayacakmış hissine kapılıveriyorsun.

Comments 1 yorum Var »

kaset kapaklarında, dergi sayfalarında, belki bir film karesinde cuk oturmuş kareler, donmalar görürüz. inci küpeli kız, radiohead, coldplay ve seda sayan’ın yönetmenleri, çizerleri, fotoğrafçıları bu benimde tespit ettiğim her insanın bir açısı vardır olayını çözmüşler. yemişler. bitirmişler. yonja’da, flickr’da, facebook’ta rastladığımız sağlı sollu, emmeli gömmeli fotoğrafların çoğunda bu açı yakalanmaya çalışmış, fakat başarılı olunamamıştır. daha kendi açısını yakalayanı görmedim. görürsemde takdir edip kendisini 2 mp kameralı telefondan kurtarırım. bugün kendi açımı yakalama heyecanı içindeyim. ne diyelim: ya tutarsa..

Comments Yorum yok »

muhtemelen pilot olmayı istediğim zamanlarda uçakların büyüklüğüne ve metalin uçma hikayesine aldanmıştım. o zamandan bu zamana kadar uçak teknik olarak havada uçtu, inişini tamamladı zihnimde. doktor olmak istediğim zamanlardan çok sonraydı bu. büyüyünce baba olucam akımını çok çabuk atlattım o dönemdeki çocuklara nazaran. atletik vücuda özendiğimden iki sene sonra zeki-metin filminden özenip golf sahası müdürü olmayı istedim ama kimseye söyleyemedim. bir ara tema dedenin yanında çıkan o beyaz yüzlü çocukların arasına girmek için elemelere katılmayıda düşündüm fakat o sıra sakallarımın çıkması bunu engelledi. kaç sene evveldi bilmiyorum ama anchorman olmayı düşündüm, reha muhtarla kapışamayacağımı anladım. hiç asker olmayı istemedim; hala da istemiyorum. sucuk ve şeftaliyi beraber yediğim gün hayatımın dönüm noktasıydı; gurme olmalıydım. ama dışarının yemekleri miğdeme dokunuyordu. tüm bunları bir kenara bırakıp şu sıralar kendimi ballı hissettiğimden nalkapona ortak olmayı düşünüyorum eğer duruyorsa.

Comments Yorum yok »