
kaset kapaklarında, dergi sayfalarında, belki bir film karesinde cuk oturmuş kareler, donmalar görürüz. inci küpeli kız, radiohead, coldplay ve seda sayan’ın yönetmenleri, çizerleri, fotoğrafçıları bu benimde tespit ettiğim her insanın bir açısı vardır olayını çözmüşler. yemişler. bitirmişler. yonja’da, flickr’da, facebook’ta rastladığımız sağlı sollu, emmeli gömmeli fotoğrafların çoğunda bu açı yakalanmaya çalışmış, fakat başarılı olunamamıştır. daha kendi açısını yakalayanı görmedim. görürsemde takdir edip kendisini 2 mp kameralı telefondan kurtarırım. bugün kendi açımı yakalama heyecanı içindeyim. ne diyelim: ya tutarsa..

muhtemelen pilot olmayı istediğim zamanlarda uçakların büyüklüğüne ve metalin uçma hikayesine aldanmıştım. o zamandan bu zamana kadar uçak teknik olarak havada uçtu, inişini tamamladı zihnimde. doktor olmak istediğim zamanlardan çok sonraydı bu. büyüyünce baba olucam akımını çok çabuk atlattım o dönemdeki çocuklara nazaran. atletik vücuda özendiğimden iki sene sonra zeki-metin filminden özenip golf sahası müdürü olmayı istedim ama kimseye söyleyemedim. bir ara tema dedenin yanında çıkan o beyaz yüzlü çocukların arasına girmek için elemelere katılmayıda düşündüm fakat o sıra sakallarımın çıkması bunu engelledi. kaç sene evveldi bilmiyorum ama anchorman olmayı düşündüm, reha muhtarla kapışamayacağımı anladım. hiç asker olmayı istemedim; hala da istemiyorum. sucuk ve şeftaliyi beraber yediğim gün hayatımın dönüm noktasıydı; gurme olmalıydım. ama dışarının yemekleri miğdeme dokunuyordu. tüm bunları bir kenara bırakıp şu sıralar kendimi ballı hissettiğimden nalkapona ortak olmayı düşünüyorum eğer duruyorsa.

dolmuşta arka sırada 3 kişi oturuyordu. 1-1-0-1 şeklinde doldurmuşlardı arka koltuğu. en son 1′deki adamı çok gözüm tutmamasına rağmen dolmuşçunun “kardeşiğğm git otur dikilmeğğh, müşteriğğh kaçıracaaaz” demesinden tırstığım için 0′ı doldurdum. emanet oturduğum belliydi, ilk yaşlıya yerimi seve seve verirdim. hatta bırak yaşlıyı benden bir iki yaş büyük ama kafasında saçı az birine bire tesleyebilirdim burayı, o kadar bi itici gelmişti adam. yanına oturunca incelemeye başladım, dahada itti beni diğer taraftaki amcaya. kulağını kurcalıyordu serçe parmağıyla. höh deve şimdi nereye sürcen bakalım dediğimle pantolonumun kenarına değdire değdire bizim serçe diye bildiğimiz, onun karga parmağını koltukta gezdirdi. tam noluyo yaa bakışımı beynimde hazırlamış, gereken emri o tarafa salmışken başka bir bakış benim tırt bakışımı kesti.. evet bu oydu: “hamına gohorum galbinide gırarım” bakışı.

güvenlik görevlilerinin polis olmadığını anladığımda 13 yaşındaydım. polisinde asker olmadığını aynı gün anlamam tesadüf değil meraktan. asker konusuna girersek çok uzar, en iyisi burada anlatmayı düşündüğüm korkuyu anlatıp hayallerime geri döneyim. efendim yine küçükken motosiklete bağlı ufak bir römorkörün içinde taşınan su şişelerinin kapaklarını çalmak sureti ile sallandıkça dökülmelerini izleyip kıs kıs gülmüş, aynı anda bizimle bunu izleyip sırıtan güvenliği görünce 5 dakika önce heyecandan işememiş olsam işeyecek kadar olmuştum. o gün bu güvenlik amca bizi aldı ve bizim yine o gün için hapishane sandığımız yere soktu. maksadı bizi korkutmaktı ve başardı. çünkü biz güvenlik kulubesinin ışığı açılmamış bölümünü hapisane sanmıştık onun istediği gibi. ve yine onun istediği gibi 3,5 atıp akşama su şişelerinin kapaklarını yarım şişelerin tepesine tek tek geçirmiştik. sabahları okula gidip gelirken o güvenlik kulübesine bakmadan gittim geldim 3 yıl. sonradan öğrendik ki bizim bekçi bizden 2-3 ay sonra emekli olmuş memleketine gitmiş. gerçi tuvaletten mi bekçiden mi korktuğumu hala bilemiyorum. ama bekçi iyi adamdı be! bekliyormuş en azından onu öğrendik.

salyangozun kabuğunu kırdık, içindeki sümüklü böceğin sümüğünü elimize bulaştırıp parmak uçlarımızı uyuşturduk; yada öyle sandık. ucuz şarap içtik, zum olduk. güneşin batışını 2 gün boyunca doğduğu yere bakarak bekledik, buluttandır dedik. tekne turuna çıktık, balık tutanlara ve oltalarına baktık durduk. balıkçıya gittik (hoşafçı’nın yeri) her zamanki gibi hamsi tava yedik. gece geç saatlerde sokakta laf dinledik. deniz analarının fotoğraflarını çektik, hiç görmemişçesine. denize sadece ayağımızı soktuk, analara gelmekten korktuk. güneşte çok fazla durursak yanıp oramızı buramızı su toplatabilir miyiz denemeleri yaptık. aynı sokakları 5-6 kez gezmeden geri dönmedik. amasra pidesi yedik, “etsiz lan bu” dedik. çakraz denen yere dolmuşlar gitmedi, bizide götürmediler. çok sinirlendik, sonra amasra’dan geldik.

..dudağımdan karışsan kanıma. ağzının salyası içime dolsa dolsa. daha sonra kussam seni yeniden çıkaracak kadar. sarılsak terlesek. medeni halimizin bekarlığından sonuna kadar faydalansak. gözlerimiz gelse birbirine ağlasamı, gülsemi bilemesek bebeklerimiz. ellerimiz şaşırsa birbirimizinkinin hangisini tutacağını. bir yandan merak etsek gözler açık mı kapalı mı? misafirlikten geçse artık vücutlar; kurulsalar. nefes almayı unutsak yine birbirimizin aşkını emerken. o an sen benim ben senin feragatçin.. ne de olsa sevme ve sevişme hakkına sahibiz desek pişman olmadan önce..

ilgilendiğim, değer verdiğim, dibimi düşüren, alkışlatan kadınlar sorulmuş. ama 3 tane ile sınırlanmış. 1 nümerada scarlett johansson, 2 nümera mimi kasıp kavuran kadın; jenna jameson ve 3 nümerada salma hayek gelir benim listeme göre ama bu bir arkadaşında listesi olabilir bilmiyorum valla. zaten bunların hepsini filmlerden biliyorum (:
not: adam sormuş, şimdi cevap vermesen olmaz valla bak ben bir tek seni seviyorum aslında. bu saydığım kadınlara ifrit bile oluyorum denebilir (: zaten gerçek dünyada biliyosun 3ünüde doldururum ben seninle. not 2: bu mime katılan erkekler kılıbık arkadaş. bendende gitsin gitsin trianculaya gitsin.

isim: alim şehir: ankara yayvan: ankara. nasıl bir şehirsin sen böyle? sorarım sana? alışveriş merkezlerinin, kuru kalabalıkların, taksilerin, meydanların, törenlerin, katakullilerin, özel plakalı araçların, çakma gotiklerin, fenasilerin, kekoların, meydanı boş buldumcuların, sağcıların, solcuların, gelin bize katılıncıların, gözü dönmüş rüşvetçilerin başkenti.. her yerin taksi manzaralı. her bir yanın katlı katlı. mesafelerin şehri.. iki otobüsten aşağısı kurtarmazcı seni.. sevmiyorum seni.. hemde hiç.. gördün mü bak, birini daha kaybettin.. “memur şehri orası” diyenler az bile demiş sana. anadolunun yanlış temsili..