Mar 22
salıncaktan atlama yarışmalarına katılmadım, yol çizgilerini hiç saymadım, bisikletimin tekerine ses çıkarsın diye hiç boş su şişesi sıkıştırmadım, komşuların balkonlarında asılı halılara kedi fırlatmadım, kızların eteklerinin altına kızkaçıran atmadım, radyodan verici yapmayı denemedim, radyasyonun yeşil bulut olduğunu düşünmedim, saati okula değil çizgifilmlere kurmadım, çekirdeği için ishal olana kadar kayısı yemedim, kedilerle ilgili deneylerde bulunmadım, erkekler kızlardan daha güçlü bence tartışmalarına zaten hiç katılmadım, ve süper güçlerim olduğuna da inanmadım, birini “yerden alan yer böceği” diye caydırıp yerdekini kendim almadım, suluboya suyu içmedim, uhudan sümük yapmadım, meybuz yemedim, süttozundan imal edilmiş süt içmedim, akrabalarımın elini sadece para için öpmedim, tornetle kaymadım, traktörlerin arkasına takılıp kendimi pattadanak yere atmadım, boncuklu tabancayı denemek için kendime sıkmadım diyemem. ayıp olur bu kadar adama.. taylanov mimetmiş. çocuk istismarını durduralım!ben yaşadım, hepsinin yaşamasını isterim..
Mar 18

filmin romanik-komedi olanından pek hazetmem aslında. başından kim kime aşık olacak, kim kimi düdükleyecek anladımmı tat vermez oluyor. “hah” diyorum “bu dik saçlı eleman şu bira göbekli kızı götürür sonrada şuradaki mustangli çocuk araya girer” pat, oluveriyor. ee bu mu senaryo? oysa ki şöyle ilerlese: dik saçlı arkadaş, kıza asılsa asılsa; kız yüz vermese. diğer mustangli arkadaş yanaşsa “romantik” dese, kızda ona “komik” dese. öbürüde oradan “dram, dram, dram” dese jaws müziği ritminde; altı üstü iki nota. böyle birbirleri ile kaynaşsalar. çok sesli bir koro kursalar. para oluk oluk aksa. kurtulsalar kızın döküntü dediği mustangden. dik saçlı eleman efendi görünmek için saçlarını yatırsa. mustangli elemanda mercedes alsa. kız evladımız bu çarpık ilişkilerden vazgeçse, aktör camiasından tertipli, düzenli, namazında niyazında birini bulsa evlense. mustangden düğün arabası olsa. ama hiçbir atraksiyon olmasa düğünde. biri çıkmasa arkalardan. kızın aklı dik saçlıya gitmese. dik saçlı ve mustangli yasak ilişkilere girse mesela. birde zenci girse aralarına dik saçlıya ikinci partner olarak. film böyle olur.
Mar 18

çokmu kitap okuyorsun? nasıl sözler bunlar? ne kadar karışık, ne kadar anlaşılmaz.. seçtiğin kelimeleri anlayamıyorum. ben senin kadar okuyamadım bunu. takıldım kaldım aşk ile ilgili yazılara. okudum durdum. başka birşey ne okudum ne yazdım. nerden bileyim ki ben şimdi senin anlattıklarını. liseden beri ne felsefe gördüm ne başka birşey.. mantık nedir unuttum bile.. hangi ünitedeydi, temsilcileri kimdi. yoksa bir tanesi sen misin? aşkta mantığı arayanı, birine böyle soruları kütür kütür arka arkaya soranı ilk defa görüyorum.. kafam basmıyor demekki bunlara. zorla güzellik olmaz. tıpkı seni zorla bu kadar güzel yapmadıkları gibi. kendin mi istedin bu kadar güzel olmayı? kendin istemişsin evet. zorla olmuyor dedik ya. yok oluyor dersek taa liseye geri dönmek gerek. iyice kafamız karıştı. yani benim karıştı. nede olsa senin kafan liseden beri karışık.. ben uyurken, uyanık dinliyormuşsun belli oldu.. buradan 70 milyonun önünde o zaman ki felsefecime sesleniyorum: ah be hocam.. niye uyandırmadın beni?
Mar 18

ve karşımda duruyordu. elinde bir değnek tık tık yere vurarak birini bekliyordu sanki. arada bir toprağa yuvarlaklar çizip “hımm, olmadı bu” diyordu. “deli midir nedir?” dedim içimden. üç buçuk atıyordum elimdekini görecek diye. ki eğer görürse “yüksek mevkiilerde tanıdıklarım var” diyip korkutacaktım. planımda hazırdı. ne saklıyordum ki. saldırıya geçmeliydim. eskrim sporunu icra edebilirdik beraberce. ama o bunu anlayacakmıydı. ya gözüme yada başka bir yerime sokuverirse elindekini. pekte kalın. göt donduran bu soğuk havada, mısır tarlasının yakınlarında bir kovalamaca yaşamak istemiyordum korku filmlerindeki gibi. gerçi onunda çizdiği halkalar yusuf-yusuf halkaları gibiydi gördüğümce. bu galibi ve malubu olmayan bir oyun olabilir centilmence. ama bu delinin bunu anlayacağını hiç sanmıyorum ve değneğimi saklıyorum. iyi günler yusuf.
Mar 13

siyah noktadan arındırıcılarla, kükürtlü sabunlarla, doğal süngerlerle gözeneklerini krater gibi açtığım vücüdumda değişimler başladı. delikler doluyor, zaman zaman taşıyor. içim dışarıya çıkmak için gerilip gerilip vuruyor. atışlarını dahada sertleştirirse çok fazla dayanamayıp, yırtılmış patates çuvalı gibi salıvereceğim sağa sola anılarımı, sevdalarımı, organlarımı, bulunmamışlarımı. biri gelip akanları, dökülenleri toplar mı, üstüne onlar halka değil fil peçetelerinden örter mi? örtmesede bir su tutuversin. birinin üstüne, ayağına yapışır neme lazım; düşmanıma vermesin! meçhulde bir denize doğru akıyor herşey görüyorum. ama engel olacak, akışı bir aşka/umuda çevirecek barajlar kuramıyorum. ne gücüm, ne sermayem yetiyor. kabul etmeliyim artık: ben sağından-solundan patlamış bir patates çuvalıyım.