öyle boktan bir gün geçirmiştim ki o’na gününün nasıl geçtiğini sormak aklımdan bile geçmemişti. yani hergün yapıpta bugün unuttuğum birşeymiş gibi sıkıldım, daraldım bunu hatırlayınca. o’da bu sorunun gelmeyişiyle hayrete düşmüş, içi içini yiyor vaziyette değildi zaten..
kedilerin mamalarını verdim, biraz süt ekledim ve karpuzu ikiye bölüp buzdolabına koydum soğuması için. daha yatmaya çok vardı nede olsa karnımız kıyılırdı, atıştırırız diye düşünmüştüm. mutfaktan ayrılmamın arasından iki dakika geçmeden sabahtan beri tuttuğum çişim aklıma geldi ve tuvalete doğru hız kazanarak ilerledim. kapıda karşılaştık, birşeyler söylememi bekler gibiydi. ama ilk önce huysuzluğumun nedeni sandığım atık suyumu (daha sonra çişimi olarak bahsedeceğiz) dökmem gerekiyordu. yol istedim, vermedi. sağa gider gibi yapıp sola uzandım, yemedi. rakip oldukça çevikti. geniş omuzları, benimkinden daha ince beli ve çevik kolları sayesinde yolu tamamen kapatmış, bir ordu ile gel der gibi gülümsüyordu. son gücümle pes etmeksizin bacaklarının arasından geçmeyi denedim ve kolları kadar çevik bacakları olduğunu fark ettim. kafamı bacaklarının arasına sıkıştırmış konuşacak mısın? diye soruyordu. zekamı kullanmanın vakti gelmişti. evet ama buradan konuşamam, konuşsamda ağzım balık ağzı gibi olduğundan ne dediğim anlaşılmaz dedim. planım işliyordu, kafamı yavaşça serbest bıraktı, bende fırsat bilip kendimi ileri ittim. bu sefer boyundan yakalamıştı ve daha pis sıkıyordu. konuşmamakta direnen ben daha fazla dayanamayacaktım. çişim vaaaaaaar! diye bağırdım. sonra halimize baktık ve ayı gibi gülüştük. ben her ne kadar güldürme işiycem şimdi desemde, kendi kendini gıdıklayan bir adam gibi duramadım ve azcık kaçırdım. bunu gülerek söyledim ve dahada gülmeye başladık. ben çişimi tamamen yapmışlığımın, o’da nasıl bir adamla beraber olduğunun farkına varınca birden durakladık..
bütün yaşadıklarımız gözümün önünden geçti, eminim onunda geçmiştir ve onunkileri izlemek isterdim o an çünkü utanmam mı yoksa dahada ağzımı ayırarak mı gülmem gerekiyordu bilemedim. o’da bilemedi ne yapacağını galiba ki baya bi oturduk. dolaptaki karpuz aklıma geldi ve getirmesini istedim. itiraz etmemesi hoşuma gitti ve gidişatın iyi olduğunu biraz gösterdi. karpuzu olduğu gibi alıp gelmesi beni çok şaşırtmıştı. yere koyduktan sonra ince parmaklı elini içine daldırdı ve koca bir lokmayı ağzına götürdü. vay anasını dedim. sonraki hareket beni daha da şaşırtmıştı; çekirdeği püiirt diye yere tükürdü. bende daldırdım elimi ve bir lokmayı suyunu akıta akıta kendime doğru çektim. çekirdeğini aynen gördüğüm gibi yere tükürdüm. koca karpuzun yarısı bitmişti ve birşey söylemeden kalktı gitti.
göz mesafesi kadar uzaklıktan oralar ve üzerindekiler sabaha temizlenecek dedi. bende hiç itiraz etmedim. kaç yaşında adam oynarken altına işeyip üstüne elleriyle karpuz yemiş ve çekirdeklerini yere tükürmüştü. denileni yapmaktan başka bir çare yoktu.


~ 25 Eylül 2008 @ 07:31
Hocam benim kafa dağılıyor senin yazları okurken : )
~ 25 Eylül 2008 @ 08:41
nasıl dağılıyor? dikkati mi veremiyorsun?
~ 26 Eylül 2008 @ 15:09
çok üretkensin.birden coştum
~ 27 Eylül 2008 @ 11:22
çok naziksiniz
~ 27 Eylül 2008 @ 14:43
Yok hayata bakışım değişiyor : )
~ 28 Eylül 2008 @ 14:12
@taylanov damat efendi aman çok etkilenme sen benim böyle yazılardan